Nitelikli Dolandırıcılık Suçlarında Görev Değişikliği
25.12.2025 tarihli ve 33118 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile birlikte, Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçlarının yargılama rejiminde köklü bir değişikliğe gidilmiştir.
Bu değişiklik, nitelikli dolandırıcılık suçunun Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanından çıkarılarak Asliye Ceza Mahkemelerine devredilmesi sonucunu doğurmuştur. Değişikliğin hemen ardından Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesi tarafından alınan 25.12.2025 tarih ve 2275 sayılı, akabinde 14.01.2026 tarih ve 73 sayılı ihtisas kararlarıyla, hem nitelikli dolandırıcılık hem de bilişim suçları bakımından daha önce oluşturulmuş ihtisas mahkemeleri sistemi kaldırılmış, dosyaların genel tevzi esasına göre Asliye Ceza Mahkemelerine dağıtılması kabul edilmiştir.

Bu noktada özellikle vurgulanmalıdır ki, söz konusu düzenleme yalnızca şekli anlamda bir “görev değişikliği” değildir. Aksine, Forex ve benzeri yatırım dolandırıcılığı dosyalarında yargılamanın niteliğini, derinliğini ve ispat standardını doğrudan etkileyen yapısal bir dönüşüm söz konusudur. Forex dosyaları; sıradan bir dolandırıcılık fiilinden farklı olarak, bilişim sistemleri, elektronik para akışları, ödeme hizmeti sağlayıcıları, kripto varlık transferleri, SPK mevzuatı ve uluslararası finansal yapıların iç içe geçtiği karmaşık suç tipleridir. Bu tür dosyaların, ağır ceza yargılamasına özgü olan detaylı delil değerlendirme pratiğinden çıkarılarak Asliye Ceza Mahkemelerinin rutin iş yükü içine dâhil edilmesi, mağdur açısından ciddi riskler barındırmaktadır.
Öncelikle mağdurlar bakımından ortaya çıkan en önemli sonuç, yargılamanın fiilen “basitleşme” riskiyle karşı karşıya kalmasıdır. Ağır Ceza Mahkemeleri, geleneksel olarak ekonomik suçlar, örgütlü yapılar ve bilişim temelli dolandırıcılıklar konusunda daha yüksek bir kurumsal farkındalığa ve teknik dosya tecrübesine sahiptir. Buna karşılık Asliye Ceza Mahkemeleri, günlük uygulamada çoğunlukla basit dolandırıcılık, tehdit, hakaret ve benzeri suçlara yoğunlaşmaktadır. Bu nedenle Forex gibi çok katmanlı dosyaların, hakimin zihninde “yüksek nitelikli ekonomik suç” olmaktan çıkıp, sıradan bir dolandırıcılık dosyası olarak algılanması ihtimali güçlenmektedir. Bu durum, mağdurun adalet beklentisini zayıflatan temel faktörlerden biridir.
İkinci ve belki de daha kritik husus, bilirkişi raporları ve teknik delillerin değerlendirilme biçimidir. Forex dosyalarında IP kayıtları, işlem logları, trading platform hareketleri, sanal cüzdan transferleri, ödeme altyapıları ve SPK düzenlemelerine aykırılık analizleri hayati öneme sahiptir. Ağır Ceza Mahkemelerinde sıklıkla görülen, birden fazla bilirkişi atanması, çelişki raporları alınması ve teknik mütalaaların duruşmada tartışılması pratiği, Asliye Ceza yargılamasında her zaman aynı yoğunlukta gerçekleşmemektedir. Bu da mağdurun ispat yükünün fiilen ağırlaşmasına ve teknik ayrıntıların gözden kaçmasına yol açabilmektedir.
Bu yeni yargılama rejiminde, mağdurlar açısından ortaya çıkan bir diğer önemli sonuç ise ceza algısının zayıflamasıdır. Kanuni ceza sınırları değişmemiş olsa dahi, “Ağır Ceza Mahkemesi” ibaresinin sanık üzerindeki psikolojik ve caydırıcı etkisi ile “Asliye Ceza Mahkemesi” algısı arasında ciddi bir fark bulunmaktadır. Bu fark, özellikle sanıkların savunma stratejilerinde, uzlaşma taleplerinde, etkin pişmanlık iddialarında ve cezanın ertelenmesine yönelik beklentilerde kendisini göstermektedir.
Şüpheli veya sanıklar açısından bakıldığında ise, bu değişikliğin usuli anlamda daha elverişli bir zemin yarattığı açıkça görülmektedir. Asliye Ceza Mahkemelerinde tutuklama tedbirine daha sınırlı başvurulması, adli kontrol uygulamalarının yaygınlığı ve duruşmaların daha kısa aralıklarla yapılması, özellikle Forex dosyalarında zaman kazanma ve dosyayı teknik karmaşa içinde savunma stratejisi geliştirme imkânı sağlamaktadır. Ayrıca ihtisas mahkemelerinin kaldırılması, savunma tarafına “dosyanın teknik boyutunun hâkimin uzmanlık alanı dışında olduğu” yönünde daha geniş bir manevra alanı tanımaktadır.

Tam da bu noktada, suç duyurusunun yalnızca klasik bir hukuki başvuru olarak yapılmasının artık yetersiz kaldığı açıkça ortaya çıkmaktadır. Yeni sistemde, Forex mağdurlarının en büyük handikapı, dosyanın teknik ağırlığının soruşturma aşamasında yeterince görünür kılınamamasıdır. Bu nedenle, suç duyurusunun mutlaka kapsamlı bir uzman mütalaası ile birlikte yapılması hayati önem taşımaktadır. Uzman mütalaası, yalnızca delil sunan bir belge değil; savcılığa ve hâkime, dosyanın neden sıradan bir dolandırıcılık olmadığını, hangi teknik ve hukuki katmanları içerdiğini, hangi mevzuat ihlallerinin bulunduğunu sistematik biçimde anlatan yönlendirici bir araçtır.
Özellikle soruşturma aşamasında sunulan uzman mütalaası, dosyanın kaderini belirleyebilecek niteliktedir. Savcılık makamı, teknik detaylara hâkim olmayan bir dosyada çoğu zaman soruşturmayı dar bir çerçevede yürütme eğilimindedir. Oysa uzman mütalaası sayesinde, suçun bilişim boyutu, örgütsel yapısı, zincirleme nitelik taşıyıp taşımadığı, SPK mevzuatına aykırılıkları ve uluslararası para akışları daha soruşturmanın başında görünür hâle gelir. Bu durum, hem doğru suç vasfının belirlenmesini sağlar hem de etkin delil toplama sürecinin önünü açar.
Sonuç olarak, nitelikli dolandırıcılık suçlarının Asliye Ceza Mahkemelerine devredilmesi, Forex mağdurları açısından pasif bir bekleyişle telafi edilebilecek bir değişiklik değildir. Bu yeni dönemde adaletin sağlanması, büyük ölçüde dosyanın nasıl kurgulandığına, suç duyurusunun ne kadar teknik ve öğretici hazırlandığına ve uzman mütalaasının soruşturma sürecine ne ölçüde yön verdiğine bağlıdır. Artık “mahkeme dosyayı kendiliğinden anlar” varsayımı geçerliliğini yitirmiştir. Dosya, savcıya ve hâkime adeta anlatılmak, inşa edilmek ve teknik olarak taşınmak zorundadır.
Bu nedenle Forex mağduriyetlerinde, uzman mütalaası eklenmeden yapılan suç duyuruları ciddi bir stratejik eksiklik anlamına gelmekte; soruşturma aşamasında yapılmayan teknik yönlendirme, kovuşturma aşamasında telafisi güç sonuçlar doğurmaktadır. Yeni yargı düzeninde güçlü olan, sadece haklı olan değil; haklılığını teknik, hukuki ve bilimsel biçimde ispat edebilen taraftır.